----
Kurban nedir diye sorunca hemen İbrahim öyküsü anlatılır. Ortadoğu geleneğinde İbrahim biçiminde efsaneleştirilip kutsal kitaplara geçen kurban törenlerinin insan kurban etmeye dayanan bir kökeni olduğunu biliyoruz. Peki bu insan kurbanı törenleri nasıl olurdu ve niye yapılırdı?

Kurban'ın kökenine ilişkin yapılan araştırmalar bizi tarım ve bereket tapımlarına götürüyor. İnsan kurban etme törenleri, oruç ve hasat törenleri ile yakından ilişkili. Tarımsal törenlerin Mısır, Suriye ve Mezopotamya'da doğup yayılmış olma ihtimali yüksek kabul ediliyor. Kuzey ve Orta Amerika'da, Afrika'nın bazı yerlerinde, Pasifik adaları ve Hindistan'da bazı kabilelerde de insan kurban edildiğine dair bilgiler var.

İlkel insan onu çevreleyen güçlerin bir gün biteceği sıkıntısıyla yaşar. Binlerce yıl, kış gündönümlerinde güneşin tamamen söneceği, ayın bir daha çıkmayacağı, bitkilerin yokolacağı vb. korkularla yaşamıştır. Bu endişeler çok farklı kültürlerde yaşayan insanları ilk yada son ürünleri ve bunlarla birlikte temsili başka şeyleri bu güçleri kontrol eden kutsal güçlere sunmaya sevketmiş.

Kurban törenleri hasat döneminde yapılır. Ayrıca ilk başaklar, son başaklar biçilmez, yada tarlada bırakılır, tohum ekenler kadın olur, hatta cinsel semboller kullanılır. Kurban, cinsellik, tarım ve bereket çok yakından ilişkilidir. 

Azteklerdeki Kurban törenlerinin nasıl yapıldığını anlatmakta fayda var. 

"Ekinler filizlenir filizlenmez, tarlaya "mısır tanrısını aramaya" gidilir, yani eve bir filiz getirilir ve ona sanki bir tanrıymış gibi yiyecek sunulur. Akşam olunca, bufiliz yiyecek tanrıçası Chikome-coatl'In tapınağına götürülür; tapınakta, genç kızlar toplanmışlar ve ellerinde, geçen yılın hasadından kalmayedi mısır koçanından oluşan, kırmızı kağıda sarılıp üzerine bitki özsuyu serpilmiş bir demek taşımaktadırlar... Bu tören, tanrıçaya övgüyü ve yeni yeni filizlenen ekinin kutsanmasını amaçlar ve bu törenlerde kurban söz konusu değildir. Ancak 3 ay sonra, ekin olgunlaştığında, yeni mısır tanrıçası Xilonen'i temsil edengenç kızın kafası kesilir; bu kurbandan sonra yeni mısır ürünü kutsal olmayan amaçlarla kullanılmaya başlanır; bunun işlevi, büyük olasılıkla, ilk ürün sungusudur. Altmış gün sonra, hasat bitince yine bir insan kurban edilir. Tanrıça Toçi'yi "annemiz" temsil eden bir kadının boynu vurulur ve derisi yüzülür. Rahip, bu deriyi giyer ve baldırdan alınan bir parça deri mısır tanrısı Cinteotl'un tapınağına götürülür; burada başka biri bu deriden kendine maske yapar. Birkaç hafta sureyle, bu rahip, gebe muamelesi görür; çünkü Toci, öldürüldüğünde oğlunda, yani kuru mısırda, tüm kış boyunca yiyecek olarak kullanılacak mısır tanelerinde yeniden doğar.

Bu törenler boyunca, savaşçılar geçit yapar (Toci, pek çok Doğu bereket tanrıçası gibi, savaş ve ölüm tanrısıdır aynı zamanda) dans edilir ve sonunda, kral, peşinde tüm halkla, Toci'yi temsil eden kişinin kafasına eline ne geçerse atar ve geri çekilir. Toçi'nin günah keçisi olduğu ve toplumun tüm günahlarını üzerine aldığı anlaşılmaktadır; çünkü deriyi taşıma işini üstlenen kişi, deriyi sınırdaki bir şatoya taşır. ve burada deriyi kolları açık bir biçimde asar. Cinteotl'Un maskesini burada takar. Başka Amerika kabilelerinde örneğin Pavnilerde kurban edilen kızın gövdesi parçalanır ve parçaları tarlalara gömülürdü. Afrikalı bazı kabilelerde de cesedi parçalama ve parçaları ekili tarlalara savurma adeti vardı." (Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, sayfa 334-335)

Tarım'la ilgili insan kurbanlarına Eliade'nin verdiği bir örneği daha alarak devam edeceğim. Çünkü bu örnekler bugün sürdürülen kurban geleneğindeki bir takım sembolizasyonlara da ışık tutuyor. Örnek çok yakın zamanlarda 19. yüzyılın ortalarında Bengal'de Khondların yaptığı törenlerden. İngiliz efendiler insan kurban etmeyi yasaklayınca Bengel'liler teke veya buffalo kurban etmeye başlamışlar 

Kurbanlar, yeryüzü tanrıçası Tari Pennu ya da Bera Pennu'ya adanır ve Meriah olarak bilinen kurban ya ailesinden satın alınır ya da kendileri de kurban olan anne ve babadan doğmuştur. Kurbanlar belli dönemlerdeki bayramlarda yada olağanüstü durumlarda gerçekleştirilir, ama kurbanlar her zaman gönüllüdür. Meriahlar, uzun yıllar boyunca mutlu bir biçimde yaşamışlardır ve kutlu varlıklar olarak görülürlerdi; diğer "kurbanlarla" evlenirler ve çeyiz olarak kendilerine bir toprak parçası verilirdi.

Kurban töreninden on yada on iki gün önce, kurbanın saçları kesilir ve Khondların inanışlarına göre adak tüm insanlığın iyiliği için olduğundan kurban törenine isteyen herkes katılır. Tarifi imkansız bir orjiden(toplu seks) sonra -tarım ve doğanın üretkenliğiyle ilgili bayramların çoğunda rastlanan bir törendir bu- Meriah, tören alayıyla birlikte, köyden kurban töreni yerine götürülür; burası genelde balta girmemiş bir ormandır.

Meriah, kurban edileceği yerde, eritilmiş yağla ve zerdeçalla ovulur ve çiçeklerle süslenir, Meriah tanrıyal özdeşleştirilmiş gibi görünmektedir; çünkü insanlar ona dokunmak için çevresine üşüşürler ve ona yönelik övgüleri tapınma sözlerinden ayırmak oldukça zordur. Halk, kurbanın etrafında müzik eşliğinde dans eder ve toprağa seslenir: "Sana adıyoruz bu kurbanı Tanrım! Bize hayırlı bir hasat, hayırlı bir hava ve sağlık ver!" Sonra kurbana seslenirler: "Seni satın aldık ama seni zorlamadık; şimdi geleneklerimize göre seni kurban ediyoruz, bunda bizim bir günahımız yoktur! Gece boyunca durdurulan orjiler, ertesi sabah yeniden başlar ve öğleye kadar sürer, sonra kurban törenine katılmak için herkes Meriah'ın etrafında toplanır.

Kurban etme çeşitli biçimlerde olur: Afyonla uyuşturulan Meriah bağlanıp kemikleri kırılır yada boğulur yada parçalara ayrılır yada kor ateş üzerinde yavaş yavaş yakılır vb. Önemli olan törene katılan herkesin, bayrama temsilcilerini gönderen tüm kasabaların, kurban edilen gövdeden bir parça almasıdır. Rahip, özenle ayırdığı parçaları, kendi paylarını heyecanla bekleyen kasabalara gönderir ve onlar da aldıkları parçayı törenle tarlalara gömerler. Geri kalanlar, özellikle kafa ve kemikler, yakılır ve küller ekinlerin üzerine iyi bir hasat elde etmek için serpilir.
Yukarıda Anlattığım Konuyla ilgili Bir belgeselde Sizlere Sunmak istiyorum



Savaşçıyı Savaştan Sonra Öldürmek...


Aztek Krallığı hakkında herkes az ya da çok bilgi sahibidir. Orta Amerika'da bugünkü Meksika'dan, Arjantin'in kuzeyine kadarki coğrafyaya hükmeden bir imparatorluk kuran Aztekler, kendilerine has tarım teknolojilerine, üstün bir astronomi bilgisine ve ilginç bir dine sahiptiler. Bölgelerinde kendilerine tehdit oluşturabilecek her türlü topluluğu bertaraf etmişler ve hakimiyetlerini sağlamlaştırmışlardır. Bu hakimiyet, Cortez ve askerlerinin Orta Amerika'ya ayak basmalarıyla son bulmuştur. İspanyol koloniciler, Aztek halkının tamamına yakınını yok ederek, 1521'de, Aztek kültürüne son vermişlerdir.


Aztekler hakkında en çok bilinen şey, insan kurban etme törenleridir. Bölgeye gelen İspanyollar, Aztekler'in bu geleneklerini görünce, dehşete kapılmışlar ve buna bir anlam verememişlerdir. Aztekler'e göre, Tanrı her daim sinirlidir ve gazabını hiçbir zaman geciktirmez. İnsanlara acı çektirmek ve onları cezalandırmak için çok büyük bir isteğe sahiptir. Ayrıca güneş de her gün doğması için kendisine kurban verilmesini istemektedir. Bu sebeplerden dolayı Aztekler, kendilerini hergün Tanrı'ya ve güneşe kurban vermek zorunda hissetmişlerdir. Bunu da hiçbir zaman aksatmadan yapmışlardır.
Aztekler, savaş sırasında düşmanlarını öldürmeyip, esir almaya çok büyük özen gösteriyorlardı. Bunun sebebi ise, yukarıda bahsettiğimiz insan kurban etme ayinlerine her gün insan karşılamanın, nüfusu uzun vadede büyük zarara uğratacak bir uygulama olması idi. Aztekler de, savaşları bu zarardan kaçınmak için yapıyorlardı. Savaşlarda düşman savaşçılarını öldürmek yerine onları esir alıyorlar ve ileride yapacakları törenler için, bir nevi stokluyorlardı.

Aztekler'in yaptıkları tüm savaşları bu amaca indirgemek belki yanlış olur, ama savaşların amaçlarından birisinin bu olduğu bir gerçek. Azteklerden geriye kalan savaş aletleri incelendiğinde, bu silahların amacının bir insanı öldürmekten çok, yaralayıp, savaş dışı bırakmak olduğu görülmektedir. Ayrıca, Aztek savaşçılarının askeri yapı içerisinde sahip oldukları seviye(tam olarak rütbe değil), aldıkları esir sayısı ile doğru orantılıydı. Savaşta çok sayıda düşman esir alan savaşçılar, toplumda saygın ve korkulan bir yere sahiplerdi. Toplum içerisinde yaptıkları her türlü kabalığa ve küstahlığa göz yumulurdu. Eğer bir savaşçı, savaşta az sayıda esir almışsa, ordudan atılır ve ömrünün geri kalanını çiftçi veya tüccar olarak geçirirdi. O yüzden, savaşta çokca esir almak bir şeref meselesi idi. Savaşta iki dost savaşçıdan birinin aldığı esirlerin birini veya bir kısmını diğer dostuna vermesinin cezası ölümdü. Bazı hızlı ve çevik savaşçılar ise arkalarından aldıkları esirleri toplayacak adamlara sahipti. Bu savaşçılar savaşta kaçan düşmanın arkasından süratle koşarlar ve yaraladıkları düşman savaşçısıyla vakit kaybetmeden diğer düşmana savaşçılarına yönelirlerdi. Onu arkadan takip eden adamları onların yaraladığı düşman savaşçılarını bağlar ve bir araya toplarlardı.
Savaşın bitmesinden sonra, toplanan tüm esirler, kendilerini esir alan savaşçının sorumluluğuna verilirlerdi. Bu savaşçı, kendi esiriyle, çocuklarıyla ilgilenir gibi ilgilenirlerdi. Onu evinde barındırır, karnını doyurur ve onu kurban edilecekleri güne hazırlardı. Başına gelecekleri, kendisini nasıl vahşice kurban edeceklerini ona detaylıca anlatırdı. Bazen bölgede yaşayan gençler esiri görmeye gelirler, onunla güleryüzle muhabbet ederlerdi. Bu muhabbetlerin büyük bir kısmında esiri aşağılarlar ve ona hakaret ederlerdi. Bu süreç, esirin kurban edileceği güne kadar sürerdi. Esirin kurban edileceği gün, esirin sahibi olan savaşçı, esire son telkinlerde bulunur ve onu baba şefkatiyle kucaklardı. Sonra da onu kurban edileceği yere götüren savaşçılara teslim ederdi. Esir de bu sırada, kahramanlık türküleri söyleyerek zorluk çıkarmadan kurban edilmeye giderdi.

Aztekler'in esirleri tanrıya kurban etmek için değişik yöntemleri vardı. En çok bilinen yöntem, şüphesiz tapınağın basamaklarında kurbanın kalbinin sökülmesi ile gerçekleştirilen tören biçimiydi. Ama kurban törenleri çoğu zaman daha da korkunç olurdu. Örneğin, "kana bulama töreni" gibi. Bu törende kurban bir platform üzerine iple bağlanır, eline ise kendisini savunması için bir topuz veya mızrak verilirdi. 4 Aztek savaşçısı ellerinde bıçaklarla kurbana saldırırlar ve kurbanı bu bıçaklarla yaralamaya çalışırlardı. Kurbana öldürücü yaralar vermemeye özen gösterirlerdi. Çünkü bu törenin amacı, kurbanın vücuduna aldığı yüzlerce bıçak darbesi sonucu kan kaybından ölmesiydi. Kurban da kendisini ümitsizce savunurdu. Tabii ki, en sonunda vücudunda hal kalmayıp çöker ve bir kaç darbeden sonra can verirdi.
Bir diğer törende de, kurban ateşten bir çember ortasına alınır ve daireler içizerek koşardı. Koşarken de kahramanlık türküleri söylerdi. Çemberin etrafındaki insanlar da meşaleleriyle onu yakmaya çalışırlar, onu yakalayıp kemiklerini kırarlardı. Esir arada bir halsizlikten yıkılırsa, hemen nazikçe ayıltılır, kendisine yiyecek be içecek bir şeyler ikram edilir, cesaretlendirici sözler söylenir ve törene kalındığı yerden devam edilirdi. Sabaha karşı, esir bir kazığa bağlanır ve kızgın demirlerle dağlanarak öldürülürdü.

Bu törenlerden sonra ölünün başı kesilir ve kesik baş tapınağa götürülürdü. Ölünün bedenini ise, onu esir eden savaşçı alırdı. Savaşçı esirinden arta kalanları 1 ay boyunca ailesi ile birlikte yerdi ve onun yasını tutardı. Esirin yüzülmüş derisini de 1 sene boyunca sırtına giyerdi.

Aztekler'in bir seferde 4 gün içerisinde 80.000 savaş esirini, değişik yöntemlerle kurban ettikleri söylenir. Aztekler ile benzer kültüre sahip esirler için ise bu durum katlanılması gereken bir sondu. Onlar da bu durumu tevekkülle kabul etmişler ve zorluk çıkarmamışlardır. Çoğu esir için kurban edilmek bir onurdu. Hatta, kurban edilmeyen bazı esirlerin geri dönüp, kendi istekleriyle kurban oldukları bilinmektedir.

Kurban törenleri sırasında uygulanan korkunç yöntemleri bir kenara bırakırsak, Aztekler'in esirlerini savaştan sonra öldürmelerinin, sonuçları itibariyle, diğer savaşlardan bir farkı yoktur.


Bir Avrupalı'nın dediği gibi, "Avrupa'daki savaşlarda, savaş sırasında binlerce savaşçı ölürken, Aztek savaşlarında binlerce savaşçı, savaştan sonra ölmüştür. Sonuç itibariyle değişen birşey yoktur..."


Aztek Takvimi

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Top